Uluslararası Hukukta Egemenlik ve Yargı Yetkisi: Maduro ve Netanyahu Vakaları

Nicolas Maduro captured

Uluslararası Hukukta Egemenlik ve Yargı Yetkisi: Maduro ve Netanyahu Vakaları

Uluslararası hukuk sisteminde bir “üst otorite” ve küresel bir kolluk gücünün eksikliği, sistemin normatif varlığına dair meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Ancak 1474 tarihli Peter von Hagenbach yargılamasından Nürnberg ve Tokyo mahkemelerine uzanan tarihsel süreç, devlet egemenliğinin bireysel cezai sorumluluğu perdeleyemeyeceği ilkesini uluslararası ceza hukukuna yerleştirmiştir. Günümüzde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM); Nicolás Maduro ve Binyamin Netanyahu hakkındaki dosyalarla, hukukun siyasi güce karşı denetim kabiliyetini test etmektedir.

1. Uluslararası Hukukun Varlığı ve Bağlayıcılık Sorunu

Uluslararası hukukun varlığı, klasik “ceza ve zorlama” (sanction) odaklı yaklaşımlardan ziyade, devletlerin rızası ve küresel bir anayasacılık inşası üzerinden temellendirilmektedir.

Uluslararası hukuk, egemen devletlerin üzerinde bir buyurgan değil, Roma Statüsü gibi antlaşmalarla kurumsallaşmış bir normlar hiyerarşisidir. Bu sistemde yargı yetkisinin kullanımı, “Tamamlayıcılık” (Complementarity) ilkesine dayanır. UCM, ulusal yargı sistemlerinin görevini yapamadığı veya yapmaktan kaçındığı durumlarda, hukukun boşluk kabul etmediğini teyit eden bir mekanizma olarak mevcuttur.

2. Devlet Başkanı Düzeyinde Gözaltı Kararlarının Hukukiliği

Görevdeki liderlerin gözaltına alınması veya yargılanması, uluslararası hukukun en tartışmalı alanlarından biridir. Bu süreçlerin hukukiliği iki temel sütun üzerinde yükselmektedir:

  • Resmi Sıfatın Etkisizliği (Madde 27): Roma Statüsü’nün 27. maddesi, sanığın devlet başkanı veya hükümet üyesi olmasının cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını ve yargılamaya engel bir “dokunulmazlık zırhı” teşkil etmeyeceğini kesin olarak düzenlemiştir.
  • Yetki Alanı (Jurisdiction): Venezuela’nın Roma Statüsü’ne taraf olması, Maduro hakkındaki süreci Statü kapsamında hukuki kılmaktadır. İsrail taraf olmasa dahi, suçların işlendiği iddia edilen toprakların (Filistin) taraf olması, mahkemeye “locus delicti” (suçun işlendiği yer) uyarınca yargı yetkisi tanımaktadır.

3. Liderlerin Yakalanabilirliği: Maduro ve Netanyahu Kıyaslaması

Uluslararası yargı kararlarının icrası, hukuki geçerlilikten ziyade devletlerin iş birliği yükümlülüğüne ve siyasi iradesine endekslidir.

  • Maduro ve Ker-Frisbie Doktrini: Maduro’nun ABD tarafından bir operasyonla yakalanması uluslararası hukukta “toprak bütünlüğü ihlali” olarak tartışılsa da; ABD yargı pratiğindeki Ker-Frisbie Doktrini uyarınca, sanığın mahkemeye getirilme yöntemi (yasadışı kaçırma dahil) yargılamanın devamına engel teşkil etmemektedir.
  • Netanyahu ve Taraf Devletlerin Yükümlülüğü: Netanyahu hakkındaki yakalama kararı, 120’den fazla taraf devlet için bağlayıcıdır. Bir liderin taraf devlet topraklarına girmesi halinde tutuklanması teknik bir yasal zorunluluktur; ancak Ömer El-Beşir davası örneğinde görüldüğü üzere, devletler siyasi maliyetler nedeniyle bu yükümlülüğü ihlal edebilmektedir.

4. Yargısal Tarafsızlık ve Savcı Karim Khan’ın Azli (2025)

UCM’nin kararlarının meşruiyeti, mahkemenin sadece sanıkları değil, kendi işleyişini de hukuk denetimine tabi tutmasıyla korunmaktadır. 2025 yılı içerisinde Başsavcı Karim Khan’ın, tarafsızlığına dair makul şüphe uyandırabilecek ailevi bağları nedeniyle Venezuela dosyasından el çektirilmesi (recusal/excusal), mahkemenin “yargısal dürüstlük” (judicial integrity) ilkelerine olan sadakatini ve sürecin hukuki niteliğini tescil etmiştir.

5. Düşman Ceza Hukuku Perspektifi

Uluslararası ceza yargılamaları, Günther Jakobs tarafından sistemleştirilen “Düşman Ceza Hukuku” teorisiyle de analiz edilebilir. Bu perspektife göre, hukuk düzenini kökten reddeden ve insanlık vicdanını yaralayan liderler, birer “vatandaş” (kişi) olmaktan çıkarılarak “düşman” (hostis) olarak kodlanmaktadır.

Bu çerçevede, yakalama kararları anlık bir fiziki gözaltı sağlamasa dahi, kişiyi uluslararası meşruiyetin dışına iterek bir nevi “hukuki tecrit” altına alan bir güvenlik tedbiri işlevi görmektedir.

Sonuç

Uluslararası hukuk, merkezi bir icra gücünden yoksun olsa da normatif bir otorite olarak mevcuttur. Liderler hakkındaki yakalama kararları, fiziki bir infazla sonuçlanmasa dahi, şüphelileri uluslararası meşruiyet alanından dışlayan ve hareket alanlarını kısıtlayan “hukuki prangalardır.” Adaletin tecellisi somut siyasi dengelere bağlı kalsa da, bu ihlallerin UCM tarafından kayıt altına alınması, cezasızlık kültürüne karşı Nürnberg’den bu yana verilen en güçlü yargısal yanıttır.

Kaynakça

  • AKKUTAY, A. İbrahim, “Anayasacılığın Uluslararası Hukuk Bakımından Uygulanabilirliği”, Marmara Üniv. Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2018.
  • GÜNEYSU, Gökhan, “Peter Von Hagenbach’ın Yargılanmasının Önemi”, Marmara Üniv. Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2019.
  • HAYDAR, Nuran, “Düşman Ceza Hukuku ve Uygulamaları”, Doktora Tezi, 2019.
  • JAKOBS, Günther, “On the Theory of Enemy Criminal Law”, (Trans. G. Jacobs), 2005.
  • TAŞKIN, Ozan Ercan, “UCM Statüsü’nde Dokunulmazlık Düzenlemesi”, 2016.
  • UCM Kararları, Case Reference: ICC-02/18 (Venezuela I), Decision dated August 2025.
  • BBC News, “Maduro’nun yakalanarak ABD’ye götürülmesi yasal mı?”, Ocak 2026.

Av. Fatih Turan

← Tüm Yayınlara Dön
Merhaba! Size nasıl yardımcı olabilirim? 👋